Yazmanın Dayanılmaz Cazibesi

Yazı yazmak herkesin sandığı kadar kolay bir iş değil elbet, her zaman aynı düşünceyle yazıldığı sanılan tüm yazıların  içeriğinin zamanla  değiştiğini görenler, o yazının yazıldığı zamanlara özgü olduğunu anlayanlar; yazın hayatının öneminin, yazının kalıcı olmasının yanında  belki de farkına varılmadan da olsa o yaşanılan tarihi döneme tanıklık ettiğine de inanmamız gerektiğini fark edeceklerdir. Hayatın karmaşası içerisinde yazılan günlük yazılardan tutun da, makale, edebi metinler, özellikle öykü ve romanlarda yazılan, onlarca kelime ve cümlelerle yaratılan, gerçek ya da hayal ürünü kahramanların dünyalarında gezinirken bizler, yazan kadar okuyanın da dünyasında ne kadar büyük değişikler yarattığını görmek oldukça keyifli olsa gerek!

İnsanın doğumu ile başlayan düşünce dünyasının gelişiminde, küçücük yaşlarda başlayan bu serüvende, insanoğlunun varoluşu ile kuşaklar boyunca süregelen ve gelecek kuşaklara aktırılan bu düşünsel kodlarla ilerlediği varsayılan bu dünyada, o minicik ellerle tutulan kalemlerle yazılmaya çalışılan, o yamuk yumuk harflerin yan yana getirilmesi ile başlayan yazın serüvenini başlatan, o uzun yolun başlangıcını oluşturduğunda sevinilen ve takdir edilen o ilk yolculuğun, yaş ilerledikçe ortaya çıkacak yazıların keyifli metinlere dönüşmesindeki gelişme ne muazzam bir serüvenin de başlangıcı olmaktadır çoğu kez. Ve asıl ilginç olanın, nasıl matematikte 0 ve 9 arasındaki o sınırlı sayıların dünyasında işaretlerle, formüllerle yaratılan sonsuz sayıda matematiksel işlemler yapabilmekteki muazzam güçle karşılaştırılabilir bir olgudur yazı yazmakta. Belki de matematikteki sayıların azlığı karşısında kendi alfabemizdeki yirmi dokuz harf karşılaştırıldığında, yazının gücü sınırlı sayıda sandığımız sayılardan daha çok olsa da, o harflerden oluşturulan kelimelerin sonsuz sayıda cümlelerden oluşan anlamlara dönüştüğüne tanık olduğumuzda, yaratılan o yazın dünyasının zenginliği, sayı dünyasının zenginliğinin yanında paha biçilmez kalmaya mahkumdur çoğu kez…

Sonsuzluk hissine kapıldığımız uçsuz bucaksız okyanuslarda kaybolmak, yada gecelerde gökyüzüne baktığımızda içinde kaybolduğumuz hissini veren yıldızların çokluğunu ve belki de uzaklığını hissettiğimizde duyduğumuz korkumuz, ve o sonsuz evrendeki varlığımızın yokluk derecesinde olabileceğine ilişkin endişemiz; yazın dünyasının akıl ile düşünce gücümüze sahip olduğumuz o dil dünyamızın bu kadar çok çeşitliliği karşısında, konuşmaktan daha da önemli olarak akıl ile anlaşmakta kullandığımız ortak bir dilin yarattığı bu zenginliğe sahip olmanın, bu hayatta ne kadar önemli olduğunu da bizlere her seferinde yeniden hatırlattığında, o duyduğumuz korku ve endişeyi unuturuz çoğu kez…

Yaşamın onlarca gerçeği karşısında, düşünce dünyamızın kendisini var eden o kelimelerin sihirli dünyasında kurduğumuz o ortak paylaşımda; herkesin kendi dünya görüşüne kattığı düşünsel yazı dünyamızın derinliklerinde, başkalarıyla paylaşacak o kadar çok şeyimizin olduğunu gördüğümüzde sahip olduğumuz akıl ve bilginin, elle tutulur, gözle görülür ve tartışılabilir olsa da sonunda paylaşabileceğimiz somut ve ortak bir bilgi kaynağını yaratan dilin ne muazzam bir güç olduğunu da gösteriyor bizlere.

Düşüncenin somut halde diğer insanlara aktarılmasındaki bu muazzam gücün, düşünce dünyasında ne kadar soruna sebep olabileceği riski de akla gelmiyor değil elbet. Özellikle düşüncenin sınırlarının nerede başlayıp nerede biteceğini kestirmek sanıldığı kadar kolay da değil halbuki. Yazarın fikir dünyasındaki zenginliğinin sınırlarını belirleyebilmek ve belirlenecek özgürlük sınırının nereden başlayıp, nerede son bulabileceğini kestirebilmek için ileri sürülen görüşlerin çok farklı ve çeşitli olduğu hususu tartışmasızdır. Hatta bazen, Anayasal ya da kanunlarla bu sınırların belirlenmesinde ölçü alınacak kıstasların neler olabileceğindeki sorun, “düşünce özgürlüğü” nün kapsamını, dilin yarattığı bilgi, görüş, yorum vb. durumları belirlemesinde bazı sıkıntıları çözmede, çözümün ne derecede insan ve toplumları tatmin edilebileceğinde saklıdır. Yine dilin yarattığı düşüncenin, yazın dünyasına neler katabileceğini yıllarca tartışacağımız gibi, sonuca ulaşmakta ve ortak bir noktada buluşabileceğimiz bir çözümün garantisi bile maalesef çok zor görünmektedir. Hele ki aynı toplumlar içindeki dilin çeşitliliğinde, yaşanılan ülkenin geçmiş ve bugünündeki dile bakış ve algılayışlarındaki farklılıklar da düşünüldüğünde, bunun ne kadar zor ve çetrefilli bir sorun olduğu gerçeğini de kendiliğinden ortaya çıkarmaktadır.

Yazmanın insanın doğasında bulunan ve aklın, düşünce dünyamızın sınırlarını çizemediği gerçeği karşısında, yazarların yazdıklarındaki fikirlerin çokluğu elbette edebiyat, sanat, tiyatro, sinema ve bilimsel makaleler gibi onlarca alanda tartışılmaya, yazılmaya ve eleştirilmeye mahkum olarak sürüp gidecektir kuşkusuz. Ancak aydınlanmanın, yazmak ve yazılanların okuyucusu bulunduğu müddetçe bu duruma sınırlar çizmek, yok saymak, sansür uygulamak bile soruna çare olamayacaktır. Çünkü bu sorun, yazı ile var edilen düşüncelerin, diğer insanlara ulaştırılmasındaki sınırların neredeyse kalktığı bir bilgi çağını yaşadığımız bu zamanlarda daha çok tartışılacak gibi görünüyor.

Yazı yazmanın, yazanın dile hakimiyetindeki yeteneğinin, düşünce ve hayal dünyasının zenginliği ve çeşitliliği, ortaya konulan edebi eserlerin yaratıcılığı geliştirdiği gerçeği karşımızda dursa da, yazın dünyasının var ettiği insan sayısının o kadar çok olduğunu da zannetmeyin sakın… Onların sayısı, bugünlerden yıllarca geriye gitseniz de hep o kadar az sayıda kalacaklar ki… Ve bundan dolayıdır ki zaten, yıllar boyu okunacak eserleri yazıya döken ve tarihe bir not olarak bırakılmış ya da bırakılacak o eserlerin bizler için neden bu kadar önemli olduğunu da ortaya çıkarmaktadır bu gerçekte… Onları farklı kılan, hangi dilden yazılmış olursa olsun kelimelerin sihirli dünyasından yarattıkları bu metinlerdeki zenginlik, güzellik ve hayata dair, neyi nasıl anlamlandırmak suretiyle yaşamamız gerçeğini bize gösteren ve bizim de nasıl bir dünyanın saygın insanları olarak hayatı daha anlamlı kılabilmemiz için gösterilen bu emek ve çabaların, kendilerinin pek fazla bir beklentileri olmasa da okuyucuya kazandırdıkları karşısında, yaratılan dilin ve yazının gücüne vakıf olmanın bizlere kazandırdıklarına bakıpta hep beraber sevinebilmeliyiz bizlerde.

Edebi yazı yazmak ayrı bir uğraş, emek, sabır ve çalışma ister kuşkusuz. Ama o yazılanları hangi türde olursa olsun kalıcı kılan, herkesin yazamadığı ya da düşünemediği gerçeğine rağmen, okuyucunun önüne geldiğinde yazarı yücelten ve büyüten şeyin ne olduğu konusu belki farklı yorumlarla, farklı sonuçlarla yazanı ve yazılanı tartışılabilir kılar belki… Ama niçin herkesin, dilini bildiği, yazmayı ve okumayı öğrendiği halde, neden hepimizin iyi birer yazar, şair, ressam, sanatçı olamadığı gerçeği karşımızda durduğu müddetçe, dilin öğrenilmiş ve konuşuluyor olması hepimizi kelimelerin gücü ve düşünce dünyasını yazan yazarlar yapmaya neden yetmediğini de oturup düşünmek lazımdır.

Yazı yazma isteğinin insanın içinden gelmesi yeterli değildir, ona tutkuyla bağlanmak, kelimelerin sihirli dünyasından yepyeni anlamlar çıkarmak, onu okunabilir kılmak için çabalar gösterirken keyif almak, bundan öncelikle yazanın kendi iç dünyasının zenginliğinden haberdar olmasını ve bunun farkında olarak yaşadığını hissederek yazmasını gerekli kılmıyor mu çoğu kez? Bunu da başarmak çoğu kez herkese nasip olmuyor maalesef…

Bu sebeple yazmanın keyfine varabileceğiniz zengin dünyalar yaratabilecek gücü kendinde bulan, kendi diline hakim olan ve ona sahip olan herkesin, özgürce, her ne konuda olursa olsun yazılar yazmaya ve kendi iç dünyalarındaki zenginlikleri okuyucularla paylaşmaya imkan bulanların, yazılarıyla tarihe kalıcı birkaç sayfa da olsa not düşebilecekleri gerçeğini kavrayarak, yazı yazmanın dayanılmaz cazibesinin keyfine varmalarını diliyorum.

 

Bir Yorum Yazın

Sedat Kartal

Sedat Kartal

Avukat / Bisikletçi / SK Blog Sahibi - İstanbul’da doğdu. Bisiklet sporu merakı yanında basılı ve dijital medya alanında dergi editörlüğü ve görsel yönetmenlik yaptı. Webmaster site tasarımcılığı ile kendi kişisel blog ve avukatlık sitelerinin tasarımlarını hazırladı ve yayınladı.

Benzer Yazılar