Unutulmaz Bisiklet Filmleri

Ladri di Biciclette: Bisiklet Hırsızları, bisiklet filmleri içinde en çok bilinen ve İtalyan sinemasının yeni gerçekçilik akımının en iyi örneklerinden biri olan filmlerden biridir. Amatör oyuncularla, hiç stüdyo çekimi yapılmadan çekilen ve 2.Dünya Savaşı ardından gelen sıkıntılı dönemi anlatan İtalyan yapımı filmin konusu, bulduğu tek iş için gereken bisikleti, sattığı çarşaflarla alan Antonio ile birlikte dönemin insan psikolojisini yalın, basit ama bir o kadar da etkili bir dille aktaran olağan üstü bir filmdir.

American Flyers: Film, anevrizma geçmişi olan bir ailenin çocuğu olan David ve Marcus’un hayat hikayesini anlatır. Filmde, her an anevrizma geçirme ihtimali olan spor hekimi olan ağabey David, küçük kardeşi Marcus’u üç günlük zorlu “Batı’nın Cehennemi” adlı bisiklet yarışına girmeye ikna eder. Eddy Merckx’ i ve dönemin 7-Eleven takımını görebileceğimiz filmde yarış sahneleri de dönemin önemli yarışlarından derlenerek hazırlanmıştır. Kevin Costner’in küçük kardeş Marcos olarak sele üzerinde Sovyet ve diğer rakiplerini geçmek için pedal çevirdiği film, hikayesiyle çok fazla iz bırakmasa da, gerçek yarışlardan oluşan sahneleri ve sporcuların da dahil olduğu geniş kadrosuyla, bisiklete binmeniz için size pek çok nedenden birini daha veriyor.

Breaking Away: İtalyan bir takımın parçası olmak isteyen Dave’in takıntılarından olan ve sadece Ciao Papa!, Spagetti, Fellini isimli bir köpek, İtalya aşığı olmak onun yansımalarından sadece bir kaçıdır. Dave’in bindiği kırmızı “Masi Gran Criterium” kadrolu bisikletten gözünüzü ayırmanız da pek mümkün değil. Yarışın ve bisikletin ön plana çıktığı bisiklet filmleri arasında en iyi birkaç filmlerden biri olan Breaking Away, 1980 yılında en iyi özgün senaryo Oscar’ını da kazanmıştır. Breaking Away kazandığı Oscar’ın yanında en iyi film de dahil olmak üzere tam dört dalda Akademi Ödülleri’ne de aday gösterilmiş bir filmdir.

The Armstrong Lie: Bilinen en güncel filmlerinden biri olan bu film 2009’da Armstrong’un geri dönüşünü hikayelendirmek için yola çıkan Alex Gibney’nin elinde 2013 itibariyle en iyi belgesel yerine, en iyi özgün senaryo için aday olabilecek bir hikayeyi belgeselleştiriyor. Elde ettiği Fransa Bisiklet Turu şampiyonlukları ve bunların ortasında kanseri yenmesiyle efsaneleştikten sonra, devasa bir doping örgütünün başında olduğu ortaya çıkan ve elinden şampiyonlukları alınan bisikletçi Lance Armstrong’un düşüş hikayesi. Armstrong, itirafı sonrası Gibney’e konuşmayı kabul etmesinin ardından, elindeki görüntülerle dopingi itiraf etmesi sonrasında, Armstrong’u bu filmde bir araya getiren Gibney, adeta yakın dönem bisikletine bu sayede ışık tutmuş oluyor. Sadece Armstrong ve etrafındakilerin yalanlarının değil, 2009 yılında Astana takımında yaşanan sorunlardan, doping kontrollerine kadar çeşitli sezonlar içerisinde, pelotonun nasıl işlediğini çok çarpıcı tespitlerle izleyiciye aktaran özgün bir film olarak sinema tarihinde hafızalara kazınmıştır.

The Flying Scotsman: 2006 yılı yapımı olan ve “Uçan İskoçyalı” olarak bilinen, zamana karşı yarışlarında bir dönem imkansızlıklara rağmen rekor kırmış olan Graeme Obree’nin ilginç hayatını konu alan bir film. Okunacak bir kitap kadar keyifli bir hikaye; ancak ne yazık ki Türkçe’ye çevrilmiş bir kitabı olmasa da, şu anda piyasada bulup izleyebileceğiniz onun hikayesini anlatan bir filme sahip. Nuneaton, Warwickshire’ da doğan ancak sürekli İskoçya’da yaşayan ve kendisini de İskoçyalı olarak tanıtan Obree, aynı zamanda psikolojik problemlere sahip birisidir. Ancak hırsı ve ekonomik olarak belirli bir sponsor desteği almadan kendi tasarladığı bir bisiklet ile bütün bunları aşarak, zamana karşı dünya rekorunu 1993 ve 1994 yıllarında kırabilmiş olması bu filmin ana konusunu oluşturuyor. Aslında hayatı ile çok da örnek alınmayacak ama azmi ve hırsı ile kesinlikle örnek alınması gereken bir sporcu olan Obree’nin karşısında İngiliz Olimpiyat Şampiyonu olan Chris Boardman olmasına karşı, herhangi bir insanın ne kadar şansı olabileceğini bir düşünün. Bütün bu olumsuzluklara rağmen, hırs ve çok çalışmanın bir sporcunun neleri başarabileceğini gösteren gerçek hayattan alınan bir film. Boardman, rüzgar tüneli ve bilgisayar destekli antremanlar yaparken, Obree ise sadece evinde bulunan eski kondüsyon bisikleti ile hazırlanıyordu. Ancak yine de yeterince iyi bir bisikleti yoktu ve UCI’ ın taktığı çelmelere rağmen yine de başarılı olabilmiş bir sporcuydu. Graeme Obree’yi canlandıran aktör Jonny Lee Miller’ın oyunculuk performansı izlenmeye değer, ayrıca Obree’ye destek olan Douglas Baxter rolündeki oyuncu Brian Cox ve Obree’nin menajeri Malky rolündeki oyuncu Billy Boyd’un profosyonelliği de gerçekten takdire şayan. Bu sayfada tanıttığımız tüm bu bisiklet filmlerini izlemenizi şiddetle tavsiye ediyoruz. Hepinize iyi seyirler.

Bir Yorum Yazın

Sedat Kartal

Sedat Kartal

Avukat / Bisikletçi / SK Blog Sahibi - İstanbul’da doğdu. Bisiklet sporu merakı yanında basılı ve dijital medya alanında dergi editörlüğü ve görsel yönetmenlik yaptı. Webmaster site tasarımcılığı ile kendi kişisel blog ve avukatlık sitelerinin tasarımlarını hazırladı ve yayınladı.

Benzer Yazılar