Süt

Sokak kedisinin tüyleri ıslanmıştı. Üşümüş olduğu her halinden belliydi. Kuyruğunu kıvırıp altına almıştı. Titrerken bütün vücudu, yağmurdan ıslanmamak için sığındığı o eski ahşap evin çıkıntı çatısının altında meraklı gözlerle etrafa bakıyordu. Herhalde karnı da aç olmalıydı. Onu görenler vardı elbet. Kedinin tüyleri ıslak olduğu için hiçbir hayvansever dostları onu okşayıp sevmiyordu. Onu ceketlerinin ya da mantolarının altına alıp sıcak tutma çabası yoktu o insanların. Onlar da açtı. Onlar da üşüyordu. Bu mahallenin insanları fakirdi. Üstleri başları perişan olan bu insanlar gibi sokak kedileri de elbette kışları yağmurdan ıslanıp üşüyecek ve aç kalacaklardı. Sahipsiz olsalarda bu hayvanlar, onlarda bu mahallenin sakinleriydi sonuçta. Onlara sahip çıkmasını istediğimiz insanlarla birlikte yokluk ve soğukla başa çıkmayı onlar gibi öğrenmeliydi bu hayvanlarda.

Üzerinde incecik yazlık ceketi olan bir çocuk göründü yolun öteki kıyısından. Saçları üç numaraya vurulmuş, esmer mi esmer tenli çocuğun gözleri parlıyor. Yağmurdan korunmak için ceketini başına örtmeye çalışıyor ama nafile. Ceket o kadar dar ki kollarını ne kadar yukarı kaldırsa dahi ceketinin yakaları başının tamamını kapatmaya yetmiyor. Elleri ceketinin içinde birşeyler saklıyormuşçasına görünmüyor. Yırtık ayakkabılarıyla, yerlerde sudan oluşan gölcüklere basa çıka ilerliyor. Kediyi görünce durup onu sevmek istiyor. Kedi önce yattığı yerden doğruluyor. Uzun bir miyavlama sesi duyuluyor sonra. Çocuk şaşkın şaşkın kediyi süzerken eliyle de kedinin başını okşuyor. Kedi birşeylerin kokusunu almışçasına başını çocuğun ceketinin altına sokmaya çalışıyor. Çocuk ceketinin altında sakladığı sıcacık ekmeği ortaya çıkartıp bir parça ekmeğin içinden kopartıp kediye uzatıyor. Kedi ekmeği ağzında geveleyip duruyor ama o ekmek parçasını bir türlü yutup yemiyor. Çocuk şaşkın. Bu seferde ceketinin iri iç cebinde sakladığı bir süt şişesini çıkartıyor. Kapağını açtıktan sonra etrafına bakınıp sütü dökebileceği kaba benzer birşeyler arıyor. Çöpten bulduğu küçük bir plastik kabın içine sütü büyük bir özenle döküyor. O kadar dikkatli bir şekilde şişeyi tutuyor ki tek bir damla süt ziyan olacak diye adeta ödü patlıyor çocuğun. Sonra şişeyi ağzına dayadığı gibi bir yudum da o içiyor soğuk sütten. Kedi, ağzını kaba daldırıp, bıyıkları da sütün içinde büyük bir iştahla sütü içmeye devam ediyor.

Çocuk üzerindeki dar ceketi çıkartıp kedinin üzerine örttükten sonra oradan ayrılıyor. Gecekondusuna vardığında  annesinin kendisini kapıda öfke içinde beklediğini gördüğünde biraz korkuyor. Ama bunu belli etmeden ağır ağır ilerlerken annesinden bir yığın azar işiteceğinden de emin bir halde ekmekle süt şişesini annesine doğru uzatıyor. Annesi ekmeği ve şişeyi aldıktan sonra şişedeki sütün azalmış olduğunu görünce hiddetle çocuğun suratına bir tokat patlatıyor ki çocuk bile ne olduğunu anlamadan sersemleyip yere düşüyor. Ağlamıyor çocuk. Hiç sesi de çıkmıyor. Derin derin annesinin gözlerinin içine bakıyor sadece. Annesi sinirinden bas bas bağırıp ağzına geleni söyleyip dururken, içeriden henüz birkaç aylık minik kardeşinin ağlama sesleri duyuluyor. Annesi evin içine girip ardından kapıyı öyle bir gürültüyle kapatıyor ki sanki ev yıkılıyormuş gibi bir sarsıntı duyuluyor. Küçük çocuk kapının eşiğinde öylece oturup kalakalıyor. Yarım  saat sonra annesi pencereden çocuğuna bakıyor orada mı diye. Ona yaptıkları için üzülüyor. Çocukları, babasız ve parasızlıktan fakir bir halde büyütmenin kendisini ne kadar sinirli yaptığının farkına varıyor. Pişmanlık da duyuyor ama elinden birşey gelmiyor. Kapıyı açtığında daha önce fark etmediği bir şeyi farkediyor. Çocuğun eski, daracık ceketi çocuğun üzerinde değil! İyice üzülüyor çocuğu bu serin havada üstelik ceketsiz olarak dışarıda beklettiği için. Annesi, çocuğun başında sorular sorup duruyor mütemadiyen. Çocuk annesinin sorularına cevap vermiyor. Her zaman yaptığı gibi yine annesinin gözlerinin içine derin derin bakmaya devam ediyor. Sonrasında elini annesinin eline uzatıp onu elinden yakalıyor. Sonra da annesini sokağa doğru sürüklemeye çalışıyor. Annesi direnmiyor. Neredeyse koşar adımlarla nefes nefese kalmış bir halde, o sokağın köşesindeki kedinin yanına geldiklerinde ancak dinlenme fırsatı buluyorlar. Kedicik, kafası da dahil kendini ceketin altına sokmuş bir halde uyuyor. Kadın çocuğunun başını okşarken, yerden kediyi de alarak cekete iyice sarıp birlikte evlerinin yolunu tutuyorlar.

Küçük çocuk sabaha kadar kedinin başında, onun sıcak yatağında miskin miskin uyumasını seyrederken kendisi de uykusuzluğa dayanamayarak uykuya dalıyor. Sabah yavaş yavaş ağarmaya başladığında ceketini üzerine giyip, yırtık ayakkabılarını ayaklarına geçirdiği gibi beklemeye başlıyor sokak kapısının önünde. Elinde boş süt şişesini tutuyor, annesi ona para versin de bir koşu bir şişe daha süt alıp gelsin ve minik kardeşi ile kedisinin karnı doysun diye….

Bir Yorum Yazın

Sedat Kartal

Sedat Kartal

Avukat / Bisikletçi / SK Blog Sahibi - İstanbul’da doğdu. Bisiklet sporu merakı yanında basılı ve dijital medya alanında dergi editörlüğü ve görsel yönetmenlik yaptı. Webmaster site tasarımcılığı ile kendi kişisel blog ve avukatlık sitelerinin tasarımlarını hazırladı ve yayınladı.

Benzer Yazılar