Hafta Sonu Günlük Bir Tur Hikayesi

Kasım ayının 14. günü. Hafta sonu Cumartesi. Yazdan kalma bir sonbahar -ya da kış olması gerekmiyor mu bu tarihte?- gününü işaret ediyor hava durumu. Ya da biz öyle zannediyoruz. Hava durumuna göre bu Cumartesi 20-23 derece sıcaklıkta pırıl pırıl bir gün bizi bekliyor sanarak güzel bir haftasonu günlük bisiklet turu yapmayı planlıyoruz arkadaşımla. Üstelik öyle heyecanlıyız ki sanırsınız ilk defa uzun bir bisiklet turuna çıkacağız sanki. Ama ne yalan söyleyeyim neredeyse uzun süredir böyle bir turu gerçekleştirmeyi iple çekmenin heyecanındaydık üstelik. Koca bir yazı geçirdikten sonra Kasım ayının 14.gününde böyle güzel bir günü bisiklet turu ile taçlandırma heyecanı sarmıştı bizi. Güzergahımız bile tam olarak belli değildi üstelik. Gerçi güzergah seçimi ve rotayı arkadaşım Selim ayarlayacaktı ama ben mesafe ve yolların eğimi konusunda hala tereddütte idim. Bursa‘lı bisikletçilerin iyi bildiği o meşhur ova köyleri bisiklet turlarından ben şahsım adıma ikincisini gerçekleştirecektim ama, Selim’in söylediği ova köyleri tur güzergahı, benim daha önce tek başıma turlayarak keşfettiğim diğer ova köyleri tur güzergahından farklıydı. Üstelik Selim bu güzergahı daha önce araba ile gezdiğini söylemişti. Turun rotası ve planı emin ellerde hazırlanmıştı yani sizin anlayacağınız.

Resim 206

Sabahın erken saatlerinin serin olacağını öngörmüştüm. Henüz saat daha sabahın dokuzunu göstediğinde hava durumu için balkondan gökyüzüne baktığımda, pırıl pırıl mavi bir gökyüzünde parlayan güneşi gördüğümde bugünkü turun hava durumu ile uyumlu olacağını düşünmüştüm. Bisikletimle Selim’e uğrayacak ve onunla birlikte, yine onun belirlediği güzergahta bisiklet turuna çıkacaktık. Dışarıya çıktığımda o güzel havanın bu sabah saatlerinde bu kadar soğuk ve dondurucu olacağını tahmin etmemiştim doğrusu. Hele ki o yokuş aşağı inişlerde resmen buz kesmiştim. Aldandığım o güneşin henüz sabah saatleri olduğu için etrafı ve tabi beni ısıtacağını düşünmek saflığına nasıl da kendime inandırmıştım, buna ben de hala inanamıyordum. Yokuş aşağı inişlerimdeki sürati azaltmak, ara sıra güneş gören yerlerde durup yüzümü güneşe dönüp ısınmaya çalışmak bile üşümemi engellemeye yetmiyordu. Öylece Beşikçiler- Kükürtlü-Acemler güzergahı boyunca ilerlerken sabah saatlerinin soğuğunun öğleye doğru havanın ısınmasıyla azalacağını ümit ediyordum. Sonrasında ise anlam veremediğim bir şekilde Özlüce‘ye doğru ilerlerken Nilüfer Kavşağı‘nda birden bire havanın buz kesmesi, ardından güneşin bulutlarla kaplanması karşısında yaşadığım şaşkınlık sonrasında birden kendimi mutsuz hissetmeye başlamıştım. Birdenbire havanın kapanması, aşırı soğuması ve üstüne üstlük etrafı kaplayan o yoğun sisin giderek etkisini artırması karşısında şaşkınlığımı gizleyemiyordum. Sanki birkaç dakika sonra lapa lapa kar yağacakmış gibi soğuyup kararan hava, sisin de etkisiyle bugün bu turun çok zor geçeceği korkusu yarattı bende. Halbuki hava durumunu günler öncesinden iki farklı kaynaktan kontrol etmiş olmama rağmen böyle ani bir hava değişiminin Bursa gibi bir kent merkezinde birdenbire gerçekleşmesi beni oldukça şaşırtmıştı. Çok üşüyerek de olsa Selim ile bulaşacağımız Özlüce‘ye geldiğimde o kadar üşümüştüm ki ne yapacağımı şaşırdım. Sırt çantama aldığım bir iki tişörtü de üste üste giyerek soğuğun etkisini azaltmaya çalışıyordum ama uzun bir müddet yine üşümeye devam edecektim. Hatta artık bulutların dağılmasını ve sisin ardından açan gökyüzünü ve güneşin kendini göstereceği öğle sattlerini sabırsızla bekleyerek bisikletlerimizi belirlediğimiz güzergahta birlikte sürmeye başladık.

Resim 209

Güzergahımız Selim’in belirlediği şekilde Özlüce-Üniversite-Görükle yolunda başladı. Hava yavaş yavaş açmaya ve ısınmaya başlamıştı. Önce Özlüce‘den devam edip,  Üniversitenin içinden geçerek Görükle‘ye vardığımızda ünlü tarihi Mübadele Çay Bahçesi’nde -ya da kahvehanesinde mi demeliydim- yüzümüze güneşe dönerek ilk molamızı verdiğimizde sıcacık çaylarımızı yudumlamaya başladık. Sabah saatleri olmasına rağmen kahvehanenin bahçesindeki masalarda ihtiyar delikanlılar bizleri bisiklet ve kasklı bisiklet kıyafetleri içinde görmeye alışık olsalarda -sanırım biraz da garipseyerek- “Bu gençlerin (!?) işleri güçleri yok herhalde bisikletle gezmeye çıkmışlar bak” deyişlerini duyunca gülmemek için kendimizi zor tuttuk. Dışarıdan bakılınca çok mu tuhaf görünüyoruz acaba diye düşünmeden de edemedik doğrusu. Çaylarımızı içtikten sonra yolumuza devam ettik. Görükle çıkışında İrfaniye Köyü yanından geçtiğimiz yoldan ilerleyerek Bursa Çevre Yolu üst geçitinden geçerek önce Çekrice Köyü istikametinden uzunca bir süre Dere Köyü‘ne doğru devam ettik. Bu arada Çekrice ve Dere Köyü arasındaki yola mıcır ve çakıl taşları dökülmüş olduğundan dolayı bisiklet sürmede zaman zaman zorlandığımızı da söylemeden geçemeyeceğim. Dere Köyü‘ne vardığımızda bu yazıda gördüğünüz fotoğrafları çektik ve köyün meydanında bulunan kahvehanede sıcak çaylarımızı yudumladık. Güzergahımız Hasköy‘e doğru olacağından geldiğimiz güzergahtan tekrar geri dönerek Çekrice Köyü üzerinden aynı geldiğimiz yolu takip ederek Balabancık Köyü‘ne doğru pedal çevirmeye devam ettik. Yolların düz ve asfalt oluşu bizi pek zorlamadı. Üstelik hava da iyiden iyiye ısınmıştı ve rüzgar da yoktu. Ancak Cumartesi öğle saatleri olmasına rağmen geliş ve gidiş yönündeki araçların çok oluşunu garipsemiştim doğrusu. Balabancık Köyü girişinde köprü üzerinde Hasköy‘e doğru gidecektik ancak gideceğimiz köyleri gösteren beyaz levha bize ters yönde olduğu için sağa döneceğimize yukarıya doğru devam eden yolu takip ettik. Ancak bir süre sonra sanki doğru yolda olmadığımızı hissedince bu konuda tereddüt etmekte haklıymışçasına yolda gördüğümüz köylüye “Bu yol Hasköy’e gider mi?” diye sormamıza ve o köylünün de “Evet gider” demesine güvenerek birkaç kilometre daha yol aldıktan sonra yanlış yolda olduğumuzu anladık ve tekrar köyün kavşağına geri döndük.

Resim 212

Ve gitmemiz gereken köyleri ve yönlerini gösteren o beyaz tabelaları gördüğümüzde, doğru yolun köprünün sağından gidilen yol olması gerektiğini de bu şekilde öğrenmiş olduk. Bu arada Selim telefonundan navigasyon programı ile bulunduğumuz yerden yol tarifini çalıştırmış. Bulunduğumuz yerden güzergahımızı Balabancık Köyü‘ ne doğru devam ederek Dede Köyü‘ ne uğramadan doğrudan Hasköy‘e ulaştık. Bu arada Selim ile bisikletlerimizi değiştirdiğimiz için birkaç dakikada bir navigasyon uygulamasından çıkan belli belirsiz bir bayan sesinin “Şu kadar kilometre sonra sağa dönünüz, güzergahın bitimine bilmem kaç dakika veya km kaldı” türünden sesleri duyduğumda önceleri radyo falan mı çalıyor diye çantadaki telefona baktığımda, seslerin navigasyon uygulamasından geldiğini anlayınca kendimle bayağı bir dalga geçtim açıkçası. Ama nedense, gideceğimiz yolu navigasyonun Hasköy‘e olan mesafeyi 4-4.5 km civarı olarak göstermesine rağmen dakikalarca o mesafe bir türlü bitmek bilmedi. Neyse ki sonunda Hasköy‘e ulaştığımızda Hasköy‘ün o çok ünlü olan pidecisinde öğle yemeği olarak pidelerimizi yedikten sonra yolumuza devam ettik. Dönüş için Hasköy üzerinden daha kuzeyde ve eğimli olan Mürsel Köyü civarından Bademli‘nin bitişine giden yolu tercih etmedik. Daha kısa mesafesi ve nispeten daha düz yolu olan ve Bursa yolu caddesi diye bilinen yolu takip etmeyi tercih ettik. Bursa yolu caddesi üzerinden Bademli girişindeki Mudanya-Geçit Kavşağı‘na doğru yola çıkarak pedallamaya devam ettik. Bu güzergah üzerinde iki köpeğin anlayamadığımız bir anda bize doğru havlayarak bizi kovalamasından da son anda karşımızdan gelen bir motorsikletçinin bizim paniklediğimizi görerek köpeklere doğru motorsikletini sürmesi ve kornasını çalarak köpekleri korkutması sonucu bu saldırıyı da biraz korkarak ama kazasız belasız atlatarak Mudanya-Bademli Kavşağı‘na ulaşmayı başardık. Daha sonra ise artık dönüş yolumuz olan Balat-Geçit yolunun Bursa yönünden Korupark’a olan kısmına doğru Selim ile beraber gerçekleştirdiğimiz turu, Selim’in Korupark kavşağından ayrılması sonrasında ben şehiriçi yönüne doğru bir 15 km mesafeyi de tek başıma tamamlayarak harika bir turu sona erdirdik. Toplamda 5.5 saat kadar bisiklet sürerek ve yaklaşık 80 km yol yaptığımız keyifli bir bisiklet turunu da böylece tamamlamış olduk. Güzergah boyunca geçtiğimiz yollardan zeytin ağaçlarının yanından bazen de elma ve armut ağaçlarının arasından bisiklet sürerek geçerken, yemyeşil orman ve tertemiz havanın etkisi ile çam ağaçlarının gölgesinde mola verdiğimiz o dere kenarında, Selim’in hazırladığı soğuk frape kahvelerimizi de içerek gerçekleştirdiğimiz turumuzu biraz yorgun ama oldukça keyifli bir biçimde tamamlamış olduk.

Bir Yorum Yazın

Sedat Kartal

Sedat Kartal

Avukat / Bisikletçi / SK Blog Sahibi - İstanbul’da doğdu. Bisiklet sporu merakı yanında basılı ve dijital medya alanında dergi editörlüğü ve görsel yönetmenlik yaptı. Webmaster site tasarımcılığı ile kendi kişisel blog ve avukatlık sitelerinin tasarımlarını hazırladı ve yayınladı.

Benzer Yazılar