Bisiklet….. Bayram….. Hüzün…..

Bayramları sevemeyen bir ben miyim bu hayatta? Neden böyle bir düşünceye sahip olduğumu da pek bilmiyorum. Çocukluğumun heyecanlı bayramlarının yaşanmıyor olması, belki de hiçbir zaman o kalabalık bayram kahvaltıları ya da bayram yemeklerinin yenmediğinden de olabilir mi böyle düşünmem… Hiç öyle büyük anneler, büyük babalar, kardeşler ile şenlenen bayramlarım olmadı hiç. Çocukken bile… Şimdi ise koca bir yalnızlık içinde yaşlar da ilerleyince bir de bayramların heyecanı yerini hüzne mi bırakıyor acaba? Bayramlarda duyduğım heyecan şehrin kalabalığının azalmasından dolayı kendime çıkardığım tek pay var o da çok daha rahat bisiklet sürebileceğim olması, ne kadar garip değil mi?

Yalnız başına yapılan bayram sabahı kahvaltıları sonrasında hava müthiş sıcak, böyle yaz aylarına gelen bayramlarda hep tatil havası olunca insanlarda bayram telaşı ve heyacanı da biraz sönük kalıyor haliyle. Kendimi bayramlarda bile bisiklete bindiğim gibi sakin caddelerde daha bir hırsla pedal basarken buluyorum. Hava sıcak ama, her zaman olduğu gibi yine rüzgara karşı bisiklet sürüyorum. Bir yandan yüzümü serinleten bu poyraz hoşuma gidiyor, öte yandan zaman zaman hızımı kestikçe inadına hızlanmak için daha delice pedal basmama sebep oluyor bu rüzgar!…

Yollar başka ilin araçları ile dolu olunca sürücü ve yolcuların bisikletliye bakışları da başka oluyor haliyle.. Dikkat ettim de küçük illerde yaşayanlar sanki bisikletlilere daha bir saygılı ve daha bir sempati ile bakıyorlar gibime geliyor. Yollarda size yanı başınızda eşlik ediyorlar, sizi selamlıyorlar ve hatta size yol veriyorlar!… Bu bizlerin, büyük şehirlerin yoğun trafiklerinde pek rastlamadığımız bir durum… O araçlardaki küçük çocukların bisiklet süren bizlere hayran hayran bakışları, hatta zaman zaman şaşkınlıklarına şahit olduğunuzda şaşırıyorsunuz. Halbuki altlarındaki onca pahalı arabaların rahatlık ve konforu varken, sizin binbir emek ve sabırla ve fakat keyifle özgürlüğe pedallamanız onların duymadığı huzuru size hissettiriyor.

Hüznüm artıyor pedallara bastıkça, herkes bir yerlere gitmiş daha doğrusu kaçmış olunca yalnızlığınız daha da artıyor. O sevgi dolu bakışlarla sarılacağınız kimse yok yanınızda, o çoşkulu çocuk çığlıkları çınlamıyor kulaklarınızda ya da ne bileyim hep bir şeyler eksik yanıbaşınızda ya da çok uzaklarda!… Hep yazmak için çalıştığım romanların taslakları, şarkı sözleri yazmaya başladığımdan beri aklıma takılan melodik sözler hep bisiklete binince aklımdan hızla geçiyor… Hepsini yazmak istesem de yazamıyorum. Yazmaya başlarsam tıkanıyorum, dur durak bilmeden hızlıca akan zamanı durdurmak, sakin yaşamak isterken koşar adım düşüncelerle yazma planları yaptığım bütün güzel cümleler uçup gidiyor aklımdan… Kalanları ise yazmaya başladığımda bisiklet sürerken aklıma gelen onca düşünce, fikir ve güzel sözlerden eser kalmıyor… Ama bu haksızlık!… Biliyorum “çoğu kez yazmak kendin ile hesaplaşmaktır” aslında… İnsan kendisiyle niye hesaplaşmak ister ki zaten?… Yalnızlık, yazmada en verimli anlardır çoğu kez ama uzun süren yalnızlıklarda kabullenme de olunca böyle özel zamanlarda hüzne sebep oluyor işte!…

Bisikletimle durduğum kırmızı ışıklarda çocuklar geliyor yanıma ve iyi bayramlar diyorlar, birkaç lira bozuk paraya sevinebilen bu çocuklar gibi olamadığımız anlarda çocukluğumu özlüyorum. Birkaç dondurma ya da çikolata parasına sevinen çocukların dünyalarında bayram çoşkusu desem değil, hayatın gerçeklerini belki de bizlerden çok daha da fazla farkında olduklarını düşünüyorum çoğu kez… Ama hayat bir umut, hayal kurma gücü ve coşkusu var o masum sevinçlerde… Ben de ise derin bir hüzün… Yaşlar ilerledikçe kaybolan coşkularımız, hayallerimizin bizlerden uzaklaşması ya da hayatla bir türlü barışık yaşayamadığımızdan mıdır nedir bilemediğim, ve çokça yaşadığımız o bitip tükenmek bilmeyen kavgalardan yorulduğumuz zamanların yorgunluğu ve sıkıcılığı…

Tatil günlerini sevemediğimi daha önce söylemiş miydim? Hiç tatile ihtiyaç duyacak kadar yorulmadığım için mi?, tembellik yapmayı hak etmeyecek kadar çabalayıp elde avuçta bir şeyler biriktiremeyip, hep insan ve anılar biriktirmeye gayret ettiğim için olabilir miydi? tatil günlerini sevmeyişimin altında yatan gerçek? Bilen var mı? İlkokul zamanlarında bile sevmezdim tatil günlerini… Oysa şimdi bu yaşıma gelmişliğime rağmen yine sevemiyorum tatil günlerini… Yalnızlığımı bir tokat gibi yüzüme vurmasından mı? Tüm arkadaşlarımın bu zamanlarda iyice kendi hayatlarına dalıp benden iyice uzaklaşmaları mı buna sebep olan bilmiyorum. Sessizliğin çığlıkları bazen yazı olup dökülüyor cümlelere, bazen de bir şarkı sözü mısralarda ya da bir bisiklet sürüşündeki tatlı yorgunluğumun hüzne dönüşen zamanlarında, özellikle o gece sürüşlerindeki molalarda dinlendiğimde baktığım gökyüzündeki yıldızların altında duyduğum huzurdaki hiçlik!

İçinde bisiklet geçen hikayeler yazmak isterken yine kendimle olan hesaplaşmalarım ile okuyucuları yorduğum yazılar yazıyorum. “Herkes kendi kaderini yaratır ve yaşar” diyenlerle dolu iken etrafımız bir de bu sebeple edilen onca ukala laflara rağmen insan bildiğini okumaya devam ediyor işte!.. Eksikliklerini tamamlamaya çalıştıkça ne kadar çok eksikliği olduğunu da anlıyor insan… Tamamlanması gereken o kadar çok şey için harcanan bunca zamana rağmen hiçbir eksikliğin tamamlanmadığını görmek istemiyor insan… Ama hayat acımasız işte… Yıllar sizden pek çok şey alıp giderken yeni yükler de yüklüyor omuzlarınıza… Fark ediyor musunuz bunu pek emin değilim… Zaten farkındalık yaratırsanız duymak ya da görmek istemediğiniz ne çok şeyiniz olduğunu anlamakta pek istemiyorsunuz haliyle… Ama zaman sizi affetmiyor, hayat bir tokat gibi patlattığında bazı gerçekleri suratınıza şaşkına dönüyorsunuz… Ya da farkındaysanız eğer ona göre yaşayıp tedbir almaya çalışıyorsunuz alabildiğinizce ya da elinizden ne geliyorsa o kadarıyla artık!

Hüznü sever mi insan? Yalnızlığa ihtiyacı olduğunu düşünenler iyi düşünün!.. Her karşıtlıkta anlamlı olanları bilebilmemiz için seven bir kalp gerek çoğu kez… Dünyada sevdiklerinizin gözlerinin içine mutlulukla bakabilen birinin hüzne sevgisi olmasa da mutluluk ve sevginin kıymetini anlamasına, yalnızlığın ihtiyacında olmak için ise yalnız kalmadığınızda sevdiklerinize sarıldığınızda duyduğunuz güven ve sevgiye olan inancınızın sizi pek çok güçlüğe karşı ne kadar sağlam ayakta tutabildiğine olan gücünü anlamanıza, velhasıl bütün bunları fark ettiğinizde hayatın anlamını daha kolay fark edebilmenizi sağlıyor!

Bisiklet..… Bayram….. Hüzün…. İşte hepsi bu!…

Bir Yorum Yazın

Sedat Kartal

Sedat Kartal

Avukat / Bisikletçi / SK Blog Sahibi - İstanbul’da doğdu. Bisiklet sporu merakı yanında basılı ve dijital medya alanında dergi editörlüğü ve görsel yönetmenlik yaptı. Webmaster site tasarımcılığı ile kendi kişisel blog ve avukatlık sitelerinin tasarımlarını hazırladı ve yayınladı.

Benzer Yazılar