Bir Romandan Aşk Üzerine Alıntılar-7

Foto2Sen oysa ki çok uzaklarda değilsin biliyorum. Belki de zamanın her derde deva olacağını düşünüyorsun. Ama zamanla daha ne kadar yarışabilecek ve kendini daha ne kadar kandırabileceksin? Eğer bir gün bana dönmesen bile, birkaç dakikalık bir görüşmede bile kendimizi kandıramadığımızı birbirimize itiraf edebilecek cesareti gösterebilecek miyiz? Yalanların, riyakâr bir dünyanın sahte cennetlerinde yaşamayı sürdürüyoruz belki de ama mutlu olabilmeyi başarabiliyor muyuz birbirimizden böyle ayrı iken? Söyle, bensiz mutlu olabilmeyi öğrendiysen eğer, bana da öğret o sırrı ki ben de sensizken mutlu olabilmeyi öğrenebileyim. Ve bileyim ki mutsuz insanların yaşadıkları her anda, başka mutlu insanların beraberliklerini gördüğümde, onları imrenen bir insan olmaktan ben de kurtulayım. Bu esaretten beni kurtaracak olan o kurtuluş, beni ve seni mutsuzluk zincirlerinden kurtardığında sana bir hayat borcum olsun, o borcu hiç bir zaman sana geri ödeyemeyecek olsam da ben buna razıyım.

Hayatımda ters giden bir şeyler var. Hiç bir şey istediğim gibi olmuyor. Aşk konusunda başkalarına muhtaç olmak ne kadar kötü! Ben onlara bu kadar muhtaçken, onlar neden benim onlara muhtaç olduğum gibi bana muhtaç olmuyorlar acaba? Geçmiş beni asla yalnız bırakmayacak. Gözlerim yine kapalı. Onu düşünüyorum yine. Artık -belki bu şimdi size çok anlamsız gelecek ama- seni seviyorum demenin ağırlığı  altında  ezildiğimi  hissetmiyorum. Onun çok  uzaklarda huzur içinde beni affettiğini, onu gerçekten sevebildiğimi bildiğinden emin bir haldeyim. Aşkın labirentlerinde, aşık olduğumu zannettiğim kadınla birlikte hiç bulamayacağımı sandığım gerçek aşkımın hayalleri peşinde ve bu labirentin soğuk duvarlarla örülü sonsuz aralıklarında kaybolmaktan korkmuyorum artık.

Bu sözleri -belki de itirafları- sana gözlerinin derin deniz mavisi renklerinde boğulup kaybolurken söyleyebilmeyi ne kadar çok isterdim bir bilsen! Ancak bu mümkün değil artık. Ama olsun benim şu an aklımdan geçen tüm itiraflarımı çok uzaklarda bir yerlerde olsan da duyduğunu hissediyorum. Beni affettiğine bile inanabilirim artık. Bu alçaklık, kalleşlik değil inan bana, bu yaşamın sonsuz evrendeki benzerliklerinin  hayallerimde yarattığı tuhaf bir aşk oyunu işte. Gerçekleri sana itiraf edemeyişimin ne makul bir sebebi var diye düşünmüştüm eskiden. Halbuki bunları sana itiraf edebilme imkanını hiç tanımadın ki sen bana!

Sevgili’ye,

“Bu mektubu sana yazıp  yazmamakta karar verirken o kadar zorlandım ki! Bir insanı bu kadar sevebileceğimi, ona bu kadar bağlanabileceğimi söyleselerdi herhalde kahkahalarla gülerdim. Ama hayat insanı bir başka insana aşık ettiğinde ondan kurtulmak mümkün olmuyor. Senin yanında iken duyduğum huzuru, mutluluğu, sevinci hayatta başka hiç kimsede bulamıyordum. Seninle birlikte olduğumda, seviştiğimizde, teninin kokusunu ruhumda hissettiğimde mutluluktan  uçuyordum sanki! Ama şüphelerin beni bir gölge gibi takip etmeye başlamasının ardından hayatı kendime zehir etmeme de engel olamıyordum. Yaşamın gerçeklerinden kolay kolay kaçamıyor insan. Büyülü düşlerimizde var etmeye çalıştığım dünyamdaki hayallerim her geçen zaman bir bir yıkılmaya başladığında, senin beni terk edeceğinden duyduğum korkular beni boğmaya başlıyordu. Benimle sevişirken ya da uyurken geceleri yanı başımda, farkına varmadan başka kadınların isimlerini sayıkladığında sana yine de kızamıyordum. Seni öylesine sevmeye başlamıştım ki bunun beni tüketmesine engel olamıyordum. Yüreğim bile senin için çarpıyordu sanki! Seninle konuşmaya cesaret edemedim. Sana kendimi,  yüreğimi, bütün benliğimi açarak seninle konuşma cesaretini bir türlü kendimde bulamıyordum. Hayatta kimsenin, hiç kimseyi üzmeye hakkı olmadığını biliyordum. Seni üzmeye dayanamazdım. Kendimi üzmeyi, seni üzmeye tercih ettim.  Masum olan sensin aslında. Ardından ağlayan kızların gözyaşlarını hiç görmedin, o gözyaşlarını hiç silmedin o gözlerden. Seni anlamaya çalıştıkça daha da batağa saplanıyordum. Bazen bir kadın olarak, siz erkekler gibi düşünmeye çalışıyordum. Maalesef beceremiyorum. Sevgiye doymayan yüreğime, ruhumda duyduğum açlığa söz geçiremiyorum. Sana sarıldığımda çocuklar kadar mutlu olmayı çok seviyordum. Oysa aşk dünyasındaki bu oyun tek  kişilik değil ki! O oyunu tek başıma oynayamıyorum. Acıları, nefretleri hep içime atarken bunları sana hissettirmeden yaşamanın ikiyüzlülüğünde boğulurken aradığım o çareyi bulamıyorum. Bir aşkı böyle çılgınca yaşamayı arzu ederken sen beni, benim seni sevdiğim gibi sevmiyorsun ki! Seni terk edip gitmeye karar verdiğimde aradığım bu çarenin senden  uzaklaşmak olduğunu zannetmiştim. Yanılmışım. Senden ayrıldıktan sonra seni bir gölge gibi izlerken, sana dokunamamak, sesini duyamamak öyle zordu ki! Bütün bunlara nasıl katlanabildiğimi inan ben de bilmiyorum. Artık bir daha geri dönemezdim sana. Gururum buna izin vermez. Artık olmayacağını bildiğim şeyleri aklımdan geçirmiyorum bile. Senin hayatımdan çıkıp gittiğine kendimi inandırabilmek dışında, yaşadığımız güzelliklerin yok olup geçmişe gömüldüğünü düşünmek ya da bütün yaşadığımız güzel şeyleri tüm ayrıntılarıyla hatırlamanın, birlikte çekilen fotoğraflara gözyaşları içinde bakıp ağlamaktan başka bir şey gelmiyor elimden. Sana karşı dürüst olamadığımın farkındayım. Duygularımız artık birbirimizi anlamaya yetmiyor. Paramparça olmuş dağınık görüntüleri bir araya getirmeye çalışmaktan öylesine yoruldum ki! Bakışlarımız veya dokunuşlarımızla ya da bedenlerimizle sevişirken paylaşmayı becerebiliyorduk belki de  ama gerçek aşkın mutluluğunu bulabiliyor muyduk gerçekten? Hiç sanmıyorum. Gizlenmiş ruhlarımızın sonu belli olmayan karanlık labirentlerinde çıkışı bulmak için çabalayacak gücüm kalmamıştı artık. Huzuru istiyordum, senin yanındayken bulduğum huzuru. Ama sen yanımda olmayınca o huzuru sence nerede bulabilirdim ki? Yüreğinde bana duyduğun bir nefret ya da kötülük yoktu senin biliyorum. Ama şimdi masum olmak neyi değiştirir ki sanki! Ama hayatım boyunca hep sevdiklerimin avuçlarımdan bir kuş gibi uçup gitmesine dayanamıyorum artık. Sizleri üzdüğümü de biliyorum. Acılar çektiniz zaman zaman benden. Ama sizler güçlüydünüz. Hayalleriniz vardı, solmayan umutların ışığını hiç söndürmeden yaşamayı becerdiniz her zaman. Ben sizler kadar güçlü değilim. Benim hayallerim, ümitlerim çoktan solup gittiler düşüncelerimden. Zaten yaptıklarım sizleri  suçlu gördüğüm için yaptığım şeyler değildi. Hayatın garip bir cilvesi işte. Hayatta her şey bazen istediğimiz gibi olmuyor ne yazık ki. Sana çektirdiğim kâbus dolu günler için senden özür dilerim. Senin beni affedeceğine eminim. Senin aşkına karşılık verecek kadar iyi bir insan bulduğunda, onu bir ömür boyu sev. Koru onu tüm kötülüklerden. Ona kavuştuğunda, onunla birlikte yaşamayı hayal ettiğin sonsuz mutluluklarla birlikte yaşamaya başladığında beni de zaman zaman olsa da hatırlarsın değil mi? Hayat, geçmişte yaşanılan pek çok şeyi unutmamıza maalesef çoğu zaman izin vermiyor. Yaşadıklarımdan asla pişman  değilim. Hele ki sana karşı ne bir kırgınlık, ne bir öfke, ne de bir nefret duymadığımı da bilmeni istiyorum. İnsan sevdiğinden nasıl nefret edebilir ki zaten? Yine de bana yaşattığın mutlu günleri yaşamaktan duyduğum mutluluklar için seni eskisinden daha fazla seviyorum. Seni affetmemi bekleme sakın. Masum olan insanlar işlemedikleri suçlarından dolayı affedilmezler ki! Ama ben sizlerden af dilerken, huzur içinde ikinizin de beni affedeceğinize inanmak istiyorum. Beni gerçekten affedebilecek misiniz? Beni gerçekten affettiğinizde böylece sonradan yaşanacak her şey, geçmişin karanlık gölgelerinden arınmış olacak belki de.”

 

Bir Yorum Yazın

Sedat Kartal

Sedat Kartal

Avukat / Bisikletçi / SK Blog Sahibi - İstanbul’da doğdu. Bisiklet sporu merakı yanında basılı ve dijital medya alanında dergi editörlüğü ve görsel yönetmenlik yaptı. Webmaster site tasarımcılığı ile kendi kişisel blog ve avukatlık sitelerinin tasarımlarını hazırladı ve yayınladı.

Benzer Yazılar