Bir Romandan Aşk Üzerine Alıntılar-6

Foto2Gerçekte bu şehrin herhangi bir yerinde varolduğuna inandığım aşkımın, hayallerimde canlandırmaya çalıştığım o kadının dünyasına ait, -hayalle gerçek arasında gidip geldiğim zamanlarda- bu yanılsamalardan çıkardığım onun da bir hayatı vardı elbet. Belki de asla bu hayatta hiçbir insan kendi kendine yetmeyi öğrenemeyecek galiba. Sen bile, varlığınla yokluğuna bile karar vermekte zorlandığım kadınım, söyle sen de kendi kendine yetmeyi öğrenemedin hâlâ değil mi şu garip dünyada?

İlişkimiz, birbirimize olan aşk duygularımızı yoğunlaştıracağı yerde, adeta gerçek bir -gizliden  gizleye sona  doğru yaklaşan- fırtına öncesi sessizliği andırıyordu sanki. Aradan geçen uzun zamanlara rağmen birbirimizden bir şeyler gizlediğimizi, her an bir pusunun başında avımızın yaklaşmakta olduğunu hisseden bir avcı sabrıyla bir şeyler bekliyorduk birbirimizden. Ama neyi? Bambaşka hayaller içersinde seni sevmeye başladığımı, hatta sevmenin ötesinde sana aşık olmaya başladığımı hissettiğim anda nasıl da paniklemiştim. Korkum sana aşık olmaktan değil, özgürlüğümü elimden alacaklarmış gibi, sanki aşık olmakla bağımsızlığım avuçlarımdan uçup gidecekmiş gibi duyduğum korkulardandı. Erkekleri anlamak zordur. Sen ki beni  anlayabilmekten çok  uzaklardaydın o zaman. Biliyorum bir zaman sen de bana aşık olmaya başladığında, sen de aynı korkuları duymadın. Çünkü kadınlar aşık olmaktan korkmazlar. Erkekler ise kendileri aşık olmaktansa, kadınların kendilerine aşık olmalarını isterler. Aşık olmak onlar için değil, kadınlar için yaratılmıştır. Belki de gerçekten aşık olmayanlar için, yaşadıkları kaçamaklarla avunmaya çalışıp, gerçekten -aşka inanmadıklarından olsa gerek- aşık olmaktan korkarlar. O erkekler ki kadınların kendilerini sevmesini beklerler de, bir kadına ‘seni seviyorum’ demenin neden bu kadar zor geldiğini, nedense bir türlü açıklayamazlar kendilerine.

Öyleyse, senin bana -seni seviyorum- demenin ağırlığı altında ezildiğimi hissetmem neden? Aşkın labirentlerinde, aşık olduğumu zannettiğim kadınla birlikte hiç bulamadığım gerçek aşkımın hayalleri peşinde koşmaktan ve bu labirentin soğuk duvarlarla örülü sonsuz aralıklarında, gerçek aşkı bulamadan yalnız başıma kaybolmaktan korkuyorum. Ama yine de hayatta gerçek aşkı bulma uğrunda kavuşmayı hayal ettiğim kadın senin benzerliğinde vücut buluyor buna inan. Bu sözleri sana, gözlerinin derin deniz mavisi renklerinde boğulup kaybolurken söyleyebilmeyi ne kadar çok isterdim! Bu alçaklık, kalleşlik değil inan bana. Bu yaşamın sonsuz evrendeki benzerliklerinin hayallerimde yarattığı tuhaf bir oyun. Ve ben de bu oyunun masum başrol oyuncusuyum o kadar! Tıpkı sen ve diğer tüm masum oyuncuları gibi…

Gerçekleri sana itiraf edemeyişimin ne makul bir sebebi var halbuki; seni üzmemek desem de sana, bana inanır mısın bilmem, ama belki de bu sebep senin yokluğuna katlanamama korkusu olmasın sakın. Bütün bunlara rağmen, her şeyden önemlisi bunları kabullenebilmeni isteyemeyecek kadar aklım başımda henüz. Senin duygularını, hayallerini incitebilmeyi göze alamayan ben, senin beni incitmeni, hatta zaman zaman kırmanı beklemekten ne kadar yorulduğumu hissedemediğini anlamakta ne kadar zorlandığımı niçin görmüyorsun? Senin için hayallerinde aradığın ve ona sahip olmanın mutluluğuyla yetinip daha fazlasını istemeyen gözü tok masum aşık kadın, kusursuz gördüğün aşık ben miyim gerçekten? Seni ruhumda ihanetlerle aldatabilen ben, bedeninde arsız bir yabancının soğuk ellerinin dokunuşlarından ürpermeden sevişebilen sen, nasıl bir sarhoşsun ki benden de deli divane olup, gerçek sandığım benzerliklere gizlendiğimi neden bir türlü fark edemiyorsun! Tutkularının varlığını, seni bir gölge gibi izleyişlerinin sırlarını, geçmişini sorgulamalarını, geleceğin aydınlık parlaklığında, yüzünde zaman zaman beliriveren o küçük mutlulukların izlerini yakalayabildiğimde, senin benim gibi olmadığını anladığım zamanlarda uğradığım hayal kırıklıklarının ardından, sana ne kadar da uzak kalabildiğimin neden farkında değilsin hâlâ? Öyleyse gözlerinin derin maviliğinde kaybolup giderken ben, bitip tükenmez bu sorgulamalardan kurtulmak için çırpınan yüreğimin üzerindeki bu ağır kara kaplı bulutların ardından, bana gülümseyen o başka kadınlara duyduğum bu özlem neden?

Geçmişte yaşanılan güzelliklerin, eski hatıralarda kalmış olması bazen insanı çok yoruyor. Suçluluk duymadan geçmişin hesaplaşmasını yapabilmek çok zor geliyor insana. Hayatta, geri dönülmez hatalar yapılmasından duyduğum rahatsızlığın beni huzursuz etmesine engel olamıyorum. Hayatlar silinip giderken, bir insanın kendisini delice seven birine, hayatını ona bağladığı, mutluluğu onda bulduğu, yaşanırken paylaşılan anlarda birlikte seviştikleri, ağladıkları ve hatta çoğu kez güldükleri halde, yaşamın bizlerden alıp götürdüğü sevgileri, hatıraları, ayrıntıları, yaşam sevinçlerini kedere döndürmesi, ne kadar kötü bir şey. Kelimelerin kifayetsiz kalışı bu olsa gerek!

Yaşadığımız her anda, hayatın yaşanılan görüntülerini parça parça bir araya getirip mutluluk dolu bir tabloyu çizmeyi beceremeden, aşkın anlık güzellikleriyle yetinip kendimizi kandırmak ne lanet olası bir duygu! Aldatılmışlık duygusuyla yaşarken bunu, karşındaki insana hiç hissettirmeden paylaşılan anlarda mutlu görünmeye çalışmak, ikiyüzlülüğün ötesinde, kendimizi kandırmak değil mi? Sözcüklerle konuşup anlaşmak varken, bedenlerimizin üzerinden çırılçıplak ruhlarımızı, düşüncelerimizi, gerçekleri, problemlerimizi çözmeye çalışmak yerine, cinsel zaaflarımızdan faydalanıp dokunmak, öpüşüp sevişmekle zevklerin yalan dünyalarında boşuna gezinmek neden? Kocaman bir boşluk bırakıpta geçmişimde beni terk edip giderken, hayatımdaki dağınık bir yığın parçaları bir araya getiremiyorum. Her şey kafamda dağınık bir halde oradan oraya savrulan düşüncelerin beni üzmesini istemiyorum artık.

Ama yine de ona kızamıyorum, onun bir kadın ruhunun hassaslığına sahip olduğunu, kadınların sezgilerinde onları kandıramayacağımı biliyorum. Şimdi, şu an neler hissettiğini, nasıl bir halde olduğunu, belki de o mavi gözlerinden damlayan yaşlara sebep olan benim için neler düşündüğünü bilmek bile istemiyorum. Oysa onun yanında olup, ona sarılmak ve ruhumdaki bu akıl almaz oyunların, beni nasıl şaşkına çevirdiğini tüm gerçekleriyle ona anlatmak isterdim. Beklediğim onun beni anlaması, bana hak vermesi değil, gerçek bir aşkın, zaman zaman insanı nasıl tuhaflaştırdığına şahit olduğu bu karmakarışık ilişkilerden, ruhlarımızın daha fazla yara almadan, arzuladığımız o huzura kavuşabilmesi için birbirimize olabildiğince nasıl yardımcı olmamız gerektiğini anlayabilmesiydi. Sanki bu düşüncelerden sonra onu bir daha göremeyecek, sesini duyamayacakmışım gibi bir korku duydum yüreğimde. Onun benim için olan değerini, aşkın ötesinde bir dosta duyduğum güveni, arkadaş samimiyetini, onun benim eksiklerimi kapatan anlayışlı halini bir çırpıda alıp götürecek, o kötü sonun başlangıcına doğru bizi sürükleyen bu zamanı durdurabilmek mümkün olacak mıydı acaba?

Bütün bu düşüncelerime  rağmen, onu  bulabilmek, son kez olacağını bilsem dahi onunla yüz yüze konuşabilmek için elimden gelen her çareye sarılıyordum. Onu bulabilmek için aradığım tüm telefonlar bir bir umutsuzca yüzüme kapanırken, onun gidebileceği her yerde, zaman kavramını altüst ettiğim vakitlerde bile onun izine rastlayamıyordum.  Sanki her an karşıma çıkıverecekmiş gibi bir sokağın karanlık aralığına saptığımda, ya da herhangi bir yerde ona benzettiğim insanları gördüğümde, içimde oluşan ümidim, çok uzun sürmeden yerini çaresiz bir hüzne bırakıyordu. Onu üzmenin ötesinde, uğradığı hayal kırıklıklarının onun ruhunda yarattığı bunalımlardan kurtulamayarak kendisine bir kötülük yapmasından duyduğum korkuların şiddeti, aradan geçen bunca zamandan sonra onu bulamayacağımı anladığımda daha da derinleşiyordu.

Yorgunluktan, geçirdiğim onca uykusuz gecelerin ardından, kaybetmeye başladığım onu bulabilme ümidim, yerini derin bir kaybedilmişlik ümitsizliğine terk ederken, onsuz  geçen her gecenin, onu benden bir daha kavuşamayacağım kadar uzaklara götürdüğünü anladıkça, duyduğum pişmanlıkların ruhumda açtığı derin yaralar da gittikçe daha da büyüyordu.

Bir Yorum Yazın

Sedat Kartal

Sedat Kartal

Avukat / Bisikletçi / SK Blog Sahibi - İstanbul’da doğdu. Bisiklet sporu merakı yanında basılı ve dijital medya alanında dergi editörlüğü ve görsel yönetmenlik yaptı. Webmaster site tasarımcılığı ile kendi kişisel blog ve avukatlık sitelerinin tasarımlarını hazırladı ve yayınladı.

Benzer Yazılar