Bir Ege Yolculuğu; İzmir-Çeşme-Alaçatı

Bu yaz tatili için gitmeyi düşündüğüm yerlerin başında İzmir ve çevresini gezip görmek, yeni yerler keşfetmek vardı. Özellikle bisikletimle Ege kıyılarında yeni bisiklet rotaları keşfetmeyi planlamak, doyasıya pedallamak ve bol bol fotoğraflar çekerek gezi yazılarımda bu fotoğraflara yer vererek  kişisel blog sitemde bunları yayınlamak istiyordum. Maalesef bu yaz döneminde bu hayalimi gerçekleştiremedim. Ancak geçte olsa Kasım ayında hakim arkadaşımdan yazdan kalma bir hafta sonu için İzmir’e davet edildiğimde nasıl çocuklar gibi heyecanlandığımı anlatamam. Özellikle İzmir’e duyduğum hayranlığım yanında İzmir’e bağlı Çeşme – Alaçatı ve özellikle Foça’yı görüp gezebileceğim iki günlük bir hafta sonu daveti beni oldukça sevindirmişti.

Özellikle araba ile seyahat etmek fikri ve havanın da çok güzel oluşu karşısında (pastırma sıcakları haftasına denk geldiği için) bisikletimle birlikte gidilebilir miyim acaba? diye aklımdan geçirmedim desem yalan olur. Ancak bulduğum çeşitli bahaneler sonrasında arabam ve bisikletimle kısıtlı zamanda pek çok şeyi yapamayacağıma karar verip bu fikrimden vazgeçtim. Cuma günü öğleden sonrasında Bursa-İzmir arası otobüs yolculuğuna karar verip “Ver elini İzmir” deyip yollara düştüm. Tek bir hazırlık yapmadan, bir tek çanta vs.bile hazırlamadan kendimi İzmir’e doğru yola koyulmuş halde buldum. Bursa’dan İzmir’e ulaşım çok kolay ve rahat. Yolları sıkıntılı değil, hemen hemen her saatte İzmir’e otobüs bulmak mümkün. Bursa-İzmir arası yaklaşık 340 km. Arabanızla çok daha kısa sürede İzmir’de olmanız mümkün, ancak otobüs yolculuğunu seçtiyseniz bu süre mola ve diğer otogarlarda yolcu aktarmaları sebebiyle yaklaşık 6-6.5 saati buluyor. Yolculuk boyunca M.Kemalpaşa, Susurluk, Akhisar ve Manisa sonrasında İzmir’e ulaşıyorsunuz. Uzun zamandır şehirlerarası otobüs yolculuğu yapmadığımdan olsa gerek bu yolculuk süresi bana nedense çok daha fazla uzun gibi geldi.

İzmir gerçekten kalabalık ve yerleşim yerleri kentsel dönüşüme izin vermeyecek kadar sıkışık ve yan yana binaların varlığı bir yana, yeşili hemen hemen hiç olmayan ve dağı taşı adeta binalarla işgal edilmiş bir halde sizi karşılıyor. Özellikle araçların çokluğu, merkezde pek çok yolun genellikle dar ve sıkışık oluşu, özellikle araçlara park yeri bulunamaması gibi sorunların varlığı ilk gözünüze çarpan özellikler oluyor. Ben Cuma akşamı saat 19.00 gibi vardığım İzmir Otogar’ından yaklaşık 40 dakikalık bir servis yolculuğu sonrasında İzmir Karşıyaka Liman önünde inerek “Şehre koca bir merhaba” diyerek uzunca bir süre avukatlık yapan meslektaşım, şimdilerde ise yeni hakim olan arkadaşım Kenan ile Karşıyaka Çarşı’da buluşmayı beklerken, etraftaki cıvıl cıvıl canlı akşam kalabalığına alışmaya çalışıyorum. Şehrin ışıltıları sokaklarının cıvıltısı ve göz alıcı vitrinlerin ışıl ışıl parlayan renkli neonlarla parlayan mağazaların bulunduğu sokakların arasında umarsız dolaşmak çok keyif verici bir duygu. İzmir’in sizi kendine sevdiren bir yanı var. Özgürlüğü hissetmeniz, insanların sizi rahatsız etmeyen rahat tavırları, deniz kıyısı boyunca uzadıkça ilerleyen ve sadece yayalara ayrılan geniş alanları ve bisikletlilere ayrılmış yollarında zaman kavramından uzaklaşıp yaptığınız umarsız yürüyüşlerde duyduğunuz huzurun adı belki de İzmir. İzmir’in dikkat çeken bir başka özelliği ise bisiklet sevdalısı bir kent oluşu.

Medeniyetin ölçülerinden biri sayılan bisiklet kültürüne sahip çoğunlukla genç bisiklet sürücülerinin varlığı, bir bisiklet tutkunu olan beni oldukça memnun etti. Onlarca bisiklet mağazasının bulunduğu bu şehir bisiklet kullanımına oldukça uygun. Özellikle deniz kenarındaki kıyıları boyunca bisikletinizle onlarca kilometre yol yapabileceğiniz bir şehir İzmir. Karşıyaka’daki kıyı boyunca kısa mesafeler arasında gidip gelen tramvay diğer şehirlerden alışmış olsanız da şehrin bu kısmına sanki başka bir hava katmış gibi. Ayrıca İzmir’de şehir içi yolculuklarında deniz ulaşımının da payı büyük. Karşıyaka, Bostanlı, Göztepe, Konak, Pasaport, Güzelbahçe iskeleleri arasında deniz ulaşımı ile eğlenceli ve kısa süreli yolculuklar yapabilirsiniz. Böylece güzel İzmir’i denizden izleme şansını yakalayabilir, özellikle akşam saatlerinde yapacağınız deniz yolculuğunuza eşlik eden şehrin ışıklarla aydınlandığı rengarenk ışıklar içindeki kenti, denizden kıyı boyunca izlemenin keyfine varabilirsiniz. İzmir denilince insanın aklına ilk gelenler; Konak Meydanı, İzmir Saat Kulesi, Kordon, Alsancak, Karşıyaka, Tarihi Kemeraltı Çarşısı, Kıbrıs Şehitleri Caddesi, Boyoz ve Kumru, Küçükpark, İzmir Fuarı, Kadifekale, Çeşme, Alaçatı ve Foça ilk akla gelenler arasında sayılabilir. Uzunca sohbetlerin gece yarılarını aştığı saatlerde, arkadaşımın İzmir Körfezini gören Karşıyaka’daki evinin balkonundan bütün bir geceye selam edip ertesi gün için planladığımız Çeşme-Alaçatı gezimiz için kurduğum hayallerin derinliğinde deliksiz bir uykuya dalıyorum. Ertesi gün öğleye doğru İzmir’i kıyılardan takip ederek Urla üzerinden ulaştığımız İzmir Çeşme otoyolundan Çeşme’ye doğru yolculuğumuza başlıyoruz.

Çeşme hakkında yazılan yazılardan öğrendiklerimi de sizlerle paylaşmak istiyorum. Antik çağda “Cyssus” adıyla anılan Çeşme bugünkü adını denizcilerin su temin ettikleri “Çeşme”’lerden aldığını da böylece öğrenmiş bulunuyorum. Çeşme, şifalı sıcak suları, olağanüstü sayılabilecek kalitede kuma sahip kumsalları, güneşin ve berraklığın kucaklaştığı şirin bir tatil beldesi. Çeşme, İzmir’in 85 km batısında yer alan ve kendi adını taşıyan yarımadanın en ucunda kurulmuş bir yer. Gemiciler tarafından “Küçük liman” diye adlandırılırmış eskilerde. Doğu’dan Urla ilçesi, güneyden ve batıdan Ege Denizi, kuzeyden ise Karaburun ilçesi ile komşu olan Çeşme’nin; Yunanistan’a bağlı Sakız Adasına (Chios) uzaklığı sadece 8 km. Son yıllarda bu adaya feribotla yaklaşık 30 dakikalık bir yolculukla günü birlik geziler yapmak bile mümkün hale gelmiş. Bilindiği gibi Çeşme, yalnızca İzmir ‘de değil Türkiye’de de tatil denildiğinde ilk akla gelen yerlerden biri. Özellikle yaz döneminde ziyaretçi akınına uğrayan Çeşme’de görülmesi gereken çok yer var. Altın sarısı kumsalları, Ilıca şık butik otelleri, restoranları ve sörf okullarıyla Alaçatı, Eritrai Antik Kenti ve doğal yaşamıyla Ildır Köyü bunlardan sadece birkaçı. Ulaşımın oldukça kolay sağlandığı Çeşme, Türkiye’de bir şehirle ilçe merkezi arasında otoyola sahip şimdilik tek beldemiz olarak kayıtlara geçmiş durumda. İzmir şehir merkezinden otoban üzerinde özel aracınızla 1 saat gibi kısa bir sürede Çeşme’ye ulaşabiliyorsunuz.

Çeşme kıyı şeridi boyunca göreceğiniz onlarca birbirinden güzel plajların her birinden ayrı bir keyif alacağınızdan hiç şüpheniz olmasın. Çünkü Çeşme, anlatılanlara göre misafirleri için güzel bir ev sahibidir; Her zaman tertemiz denizi, eşine az rastlanır yumuşacık kumlu kumsalları ve bunalmadan istediğiniz bronzluğa ulaşabileceğiniz güneşiyle sizi kucaklayacağı garantisini veren tatil yazılarını okursanız bu söylenilenlere sizin de buraları gördüğünüzde hak vereceğinizden eminim. Dingin denizlerinde yüzmek veya sımsıcak kumsallarında sakince güneşlenmek ya da bir yat kiralayıp adaları gezmek veya dalış tüpünüzü takıp eşsiz Ege denizinin derinliklerindeki zenginliği keşfetmek isterseniz ilk tercihiniz kesinlikle Çeşme olmalı. Özellikle sörfe merakınız varsa sörf malzemelerinizi alıp rüzgârla dans etmek mi istiyorsunuz? O zaman sadece düşlemeniz bile yeter. Çeşme hepsini önceden sizin için düşünmüş ve her bir plajını farklı bir alternatif olarak hazırlayıp misafirlerinin hizmetine sunmaya her daim hazır sizleri bekliyor olacak. Şifne, Küçük Liman, Pırlanta, Paşa limanı, Ilıca Plajı, Çiftlik, Altınkum, Çatal Azmak, Sakızlı Koyu, Tekke Plajı, Ayayorgi ve değişik isimlerde yirmiye yakın kumsalı olan bir belde Çeşme. Bu arada Çeşme’nin en güzel plajları genelde ulaşımı zor ve biraz da merkeze uzak yerlerde konumlandığı için genellikle en çok tercih edilen plajı Ilıca Plajı oluyormuş.

Çeşme Belediye’si “9 Durak 9 Deneyim – Yaşanabilir Çeşme” adı altında bu bölgenin eşsiz yerlerinin gezip görülmesini teşvik eden bir tanıtım programı uyguluyor. Söz konusu 9 Yer; Çeşme, Alaçatı, Reisdere, Ilıca, Ildırı, Germiyan, Dalyan, Çiftlik ve Ovacık adlı yerleşim yerlerinden oluşuyor. Tabi bunlar içinde son zamanlarda oldukça popüler olan Alaçatı’nın bambaşka bir yeri olduğunu da söylemeye gerek yok sanırım.

ALAÇATI – Çeşme’nin Masal Diyarı!

Ege’nin bu lavanta kokan şirin yerleşim yeri, artık ülkemizin en popüler tatil yerleri arasında yer alıyor. Rengarenk pencere ve kapıların süslediği cumbalı taş evleri, begonvillerin ve sardunyaların sarmaladığı Arnavut kaldırımlı sokakları, lavanta kokulu hediyelik eşya dükkanları, mavi tahta sandalyeli ve yöreye özgü motiflerle işlenmiş masa örtülerinin süslediği cafe ve restorantlarıyla çok keyif alabileceğiniz bir atmosfere sahip Alaçatı. Kumsalı, tertemiz denizi ve meşhur rüzgarıyla Alaçatı, her sezon yerli ve yabancıların akınına uğrayan bir yer. Alaçatı’nın girişinde Alaçatı’nın simgesi 1850’lerden kalma taş yel değirmenlerini görüyorsunuz. Yenilendiği için sanki yeni yapılmış ve tarihi bir özelliği yokmuş gibi görünmesine rağmen aslında buranın en eski yapıları arasında yer aldığını bizler de sonradan öğrendik. Büyüklükleri birbirinden farklı olan yel değirmenleri Alaçatı merkezde yer alan küçük bir tepenin üzerine kurulmuş bir şekilde sizi karşılıyor.

Alaçatı’nın en dikkat çeken en büyük özelliklerinden biri Arnavut kaldırımlı taşlarla kaplı dar sokaklarının varlığı. Bu sokakların içinden geçerken iki ya da tek katlı taş evlerin gölgelerinde ilerlerken, sanki kartpostallarda gördüğümüz evler misali gibi duran bu yerlerdeki her bir mekanda fotoğraf çekmek istiyorsunuz. Biz kasım ayının başlarında daha sakin olan bir sonbahar günü Alaçatı sokaklarını gezmemize rağmen yine de hatırı sayılı bir kalabalık vardı ve pek çok işyerinin de hala açık olmasına şaşırmıştık doğrusu. Ege mutfağının nefis lezzetlerini sunan ve zengin bir yemek çeşitliliğine sahip Alaçatı’da bu tür çok sayıda her bütçeye uygun mekanlar bulunuyor. Çoğu kez küçücük masalarıyla yola taşan hallerine rağmen doyumsuz meze ve deniz ürünleriyle değişik tatlar sunan meyhaneleri de Alaçatı’nın vazgeçilmezleri arasında yer alıyor. Alaçatı’da özellikle değişik tatlarda onlarca ot yemekleri ve mezeleri dışında midye, kumru ve sakızlı muhallebisi’ni tatmanızı özellikle tavsiye ediyoruz.

Yazın sezon boyunca çok kalabalık ve pahalı oluşu maalesef bu küçük ama çok talep gören bu yerin zaman zaman şikayet konusu yapıldığına şahit olunduğu da bilinen bir gerçek. Bizler buraları gezerken nispeten çok daha sakin ve fiyatların daha makul olduğunu gözlemledik. Ancak yine de bu güzelliklerin görülmesi için insanın mutlaka kendine bir fırsat yaratıp bu doğa harikası yerleri görüp keşfetmesi gerektiğine olan inancımızı bir kez daha tekrarlamak istiyorum. Alaçatı taş evleriyle ve özellikle rengarenk çiçekli bahçeleriyle oldukça meşhur bir yer. Alaçatı özellikle denizi titretmeden esen rüzgârlarıyla, dalından reçineler damlayan sakız ağaçlarıyla, cumartesi günleri kurulan antika pazarıyla, bahar, yaz veya sonbahar aylarında olsa da sanki masal şehirlerini andıran sıralı taş evleriyle, insanın başını döndüren büyülü daracık sokaklarında dolaşmaya gelen herkesi, bu cennet diyarlarda misafir etmeye ve kırk yıl hatırı kalacak Türk kahvesi içmeye davet ediyor insanı her daim…

Ege’nin o masmavi sularına sahip kıyılarında vakit geçirmenin, gezginci bir ruha sahip doğa tutkunu olan herkesin bu cennet gibi diyarlardan, sadece birkaçına sahip bu eşsiz güzellikleri görmesi dileğimizi tekrar ederken; “Ege’nin İncisi” olarak bilinen bu yerlerin, gerçekten hak ettiği şekilde varolan bu doğal güzellikleriyle korunup kollanması için herkesin elinden gelen bütün gayreti göstereceğine olan inancımızla İzmir’e geri dönerken, keyifli bir hafta sonu geçirmenin huzuruyla Çeşme ve Alaçatı’dan ayrılıyoruz.

Bir Yorum Yazın

Sedat Kartal

Sedat Kartal

Avukat / Bisikletçi / SK Blog Sahibi - İstanbul’da doğdu. Bisiklet sporu merakı yanında basılı ve dijital medya alanında dergi editörlüğü ve görsel yönetmenlik yaptı. Webmaster site tasarımcılığı ile kendi kişisel blog ve avukatlık sitelerinin tasarımlarını hazırladı ve yayınladı.