Aşk Oyunu

Zaman günün yorgun saatlerine varırken, insanların koşuşturmalarındaki yorgunlukları da artıyordu. Artık zamanın devinimi insanın yaşamı üzerindeki tesirini her geçen gün acımasızca artırırken, insanoğlu kendine yeni ama yepyeni yaratıcılıklar bulmak için bütün gayretini gösteriyordu. Bu gayretlerden belki de en doğal olanı aşık olmaktı. İşte şimdi herşey, bu kurulu dünyanın acımasız kısır döngüsünden bir an da olsa kurtulabilmek içindi.

Ömer onu bekliyordu. Hep beklerdi bıkıp usanmadan. Hem de saatlerce. Seviyordu onu, sevgiydi ona bunları katlanabilir kılan. Daha neler yapardı kimbilir onun için? Aşk arzulara hitap ederken acaba mantığın yerini duygulara mı terk etmekte idi? Arzu göründü uzaklardan, aynı telaş, aynı heyecan yüzünden okunuyordu. Adeta koşar adımlarla yaklaşıp geldi Ömer’in yanına. Selamlaşma faslını geçiverdiler hemen. Anlaşılmaz bir gerginlik okunuyordu her ikisinin de yüzlerinde. Ömer’in sormasına fırsat bile vermeden nefes nefese anlatmaya başladı Arzu. Hoş, sanki Ömer’i bekletmekten Ömer’den çok o rahatsız olmuşçasına, adeta kendinde küçük bir kız çocuğunun o mahsun af dileyiciliğine varan, bir dokunsan ağlayıverecek o hali o kadar hoştu ki. Ömer adeta onu gözleriyle bütün vücudunu süzerken o kız hala anlatmaya devam ediyordu. Oysa Ömer aşkın kör ettiği o gözlerle başka hayallere, bambaşka düşlere pupa yelken açmıştı bile.

Arzu artık yorulmuş olacaktı ki bir ara duraladı. İşte o an Ömer ile göz göze geldiklerinde, Ömer’in hayaller dünyasında olduğunu anlayabilecek kadar pratik zekası, ona bunları anlatmanın boş olduğunu, Ömer’in arzularının bambaşka mecralarda dolaştığını anladı. Başından geçen daha önceki kötü aşk tecrübeleri Arzu’nun erkekleri daha kolay anlamasına yardımcı olmuştu. Birkaç dakikalık bu göz göze gelmeye neler sığmazdı ki seven iki genç insan için?

-“Dur”, dedi Ömer. “Sus konuşma! Bak, sadece gözlerimin içine bak!”

Arzu üzerindeki gerginliği biraz atmış, rahatlamanın verdiği huzurla Ömer’in dakikalardır yaptığı gibi Ömer’in gözleriyle kendi gözlerini birleştirivermişti. İşte tutku o gözlerden ihtirasın arzularını almaya başlamıştı bile. Kimbilir belki de ileri de aşk adını verecekleri o dayanılmaz arzularını o tutku dağının zevk doruklarına oturtuvereceklerdi; veya korkarım ki o dorukların yamaçlarından inanılmaz bir hızla duyguların paramparça edilip yok edildiği yine o dağın ölüm çukurunda ihtiraslarının kurbanı olacaklardı belki her ikisi de.

Arzu hemen atıldı;

“Ömer biliyor musun gözlerinde aşkın parıltıları okunuyor…”, deyiverdi. Kendini böylece ele verdiğini, başından kötü olduğu kadar ona derin ve acı tecrübeler de kazandıran ve aşkı tattığını sanıpta nasıl da hayal kırıklığına uğradığı izlenimini uyandıran bu sözleri duyan Ömer duraladı, kaşları çatıldı. Ne o yoksa doruğa bile çıkamadan ihtirasın ölüm çukuruna doğru yola mı koyulmuşlardı her ikisi birden farkında bile olmadan?

Ömer ilk kez böylesine tedirgindi. Halinden birden bire üzüntüye kapıldığı belli oluyordu. Düşünceler onu böylesine şüphelere sevk etmişken bile bunu Arzu’ya hissettirmesini kendine yedirememesine rağmen, Arzu’yu sanık sandalyesine oturtmamalıydı. Hele ki kendi davasında kendinin hakimi olma yanılgısına düşmemeli idi. Zaten o kadar dürüst ve iyi kalpliydi ki bütün bunlara rağmen Arzu’yu üzecek tek bir kelime bile etmedi. Kendince doğru olanın bu olduğuna karar verdi. Bu karar iki genç insanı o doruğun yamaçlarından korkunç düşüşün başlangıcını da durduran ilk doğru adımdı. Artık o doruğa ulaşmada vicdanlarının seslerini dinlemeli, tutkuların kendilerine oynadığı bu zevkli oyundan her zaman keyif alarak ve her zaman kazanan taraf olarak çıkmayı başarabilmeliydiler.

O günden sonra bir daha o günün şüphesi Ömer’in aklına bile gelmedi. Verdiği kararın doğruluğu onlara oynadıkları bu  aşk oyununun daima kazanılabilir olduğunu öğretmişti. Oyunun kuralı daima kazanmaktı. Kimileri bu oyunun inceliklerini bularak ve öğrenerek hep kazanırlarken, yalnız tek yapamadıkları bu aşk oyununun kurallarının sadece yaşanılarak ve karşındaki insanları anlamak için biraz çaba gösterilmesi gerektiğine inanmak olduğunu kaybeden diğer insanlara inandıramamaktı.

Bir Yorum Yazın

Sedat Kartal

Sedat Kartal

Avukat / Bisikletçi / SK Blog Sahibi - İstanbul’da doğdu. Bisiklet sporu merakı yanında basılı ve dijital medya alanında dergi editörlüğü ve görsel yönetmenlik yaptı. Webmaster site tasarımcılığı ile kendi kişisel blog ve avukatlık sitelerinin tasarımlarını hazırladı ve yayınladı.

Benzer Yazılar