Bilgeliğe Ulaşmak

Yazmanın dayanılmaz cazibesine kapılıp, yazmaya başladığım romanımı yıllardır bir türlü biteremiyorum. Yüreğimin cam kırıklarını onarmak adına, yazma serüvenine başladığım romanımın konusunu dahi bilmeden yazmaya başladığım zamanlarda, karakterleri dahi yazmaların ilerlemesi sonrasında dahil ettiğim romanımı hala yazmaya devam ediyorum.

Mesleğim gereği kurallara sıkı sıkıya bağlı olmama rağmen yazma serüvenimde hiçbir kurala bağlı kalamıyorum. Bu benim özgürlüğüm deyip, dilediğim zaman dilediğim her şeyi deneme yanılma yoluyla yazıya döktüğümde bazen ortaya çıkan yazılı metinleri hayranlıkla defalarca okuyorum. Üstelik küçük düzeltmeler haricinde asla uzun cümle ya da paragrafları tekrar tekrar yazmıyorum. Hem de çoğu kez okunması ve anlaşılması zor olsa da üstelik…

Asıl tuhaf olanın ise, bu kuralsızlığın yazara müthiş bir özgüven ve yazma isteği vermesi karşısında, neden bir türlü yıllardır bu romanın bitirilemeyişine de şaşırmıyor da değilim. Sanki yaratılan ana karakterin kendime olan benzerliğinden olsa gerek, hayatta gerçekle bire bir bağlantısı bulunmasa bile, zaman zaman yaşantımızda gerçekleştiremediklerimizin çokluğu karşısında özdeşleştirdiğimiz o karakterlerle, o bir türlü yaşayamadığımız hayatı yazarakta olsa yaşamaya çalışmanın bir etkisi olduğunu düşünüyorum bu sona bir türlü varılamayışımızın nedeninde….

Bazen saatlerce, bilgisayar klavyesinin başında ekranda yazılanları tekrar tekrar okuyarak yeni bir şeyler yazmaya başlayabilmenin umudu ile geçirilen saatlere rağmen tek bir satır yazamayışıma şaşırıyorum. Bazen diyorum ki; yazarların hepsi bu sıkışmışlığı, daralmışlığı veya zaman zaman bu yazma tükenmişliğini yaşamaları normal midir acaba? diye düşünüyorum. Neden mi? Çünkü bazen de sadece yazma ilham perisinin sizi bu tükenmişlikten nasıl mucizevi bir şekilde kurtardığına tanıklık edince, kısacık zamanlarda dur durak bilmeden sadece birkaç cümle ile başlayan bir paragrafın nefessiz ve durmaksızın yazılan sayfalara dönüştüğünü görünce çocuksu bir sevinç ve muhtemelen de müthiş bir başarmışlık duygusu sarıyor içinizi. Bütün bu süreçte baştan beri yazdıklarınıza baktığınızda bu yazdıklarınızın size nasıl iyi geldiğini, yazmanın dayanılmaz cazibesinin nasıl da başınızı döndürdüğünü anlıyorsunuz. Ve inanın hissettiğiniz bu duyguya kendiniz bile şaşırıp kalıyor ve asla tarif edemiyorsunuz bunu. Ve diyorsunuz ki kendi kendinize; “Bu muhteşem cümleleri ben mi yazdım? İnanamıyorum!…”

Ve işte böyle muhteşem cümlelerden oluşan birkaç paragrafı -yazmanın dayanılmaz cazibesi olarak-  örnek olsun diye sunmak istiyorum sizlere . Takdiri, okuyucu olarak sizlere ait olmak üzere hem de.

“… Gerçek mi hayal mi olduğuna karar veremediğimiz anların, bizlere oynadığı oyunların, soluk ışıklı sahnelerinde başrol oynayan kör bir tiyatro oyuncusunun, kendini rolüne kaptırıp o sahnede gerçek kişiliğini unutan o oyunculara benziyorum sanki. Ruhunu, düşüncelerini ve belki de geçmiş ve geleceğini, zamanı durdurmayı başaran bir insanın içinde duyacağı o müthiş huzurun ahengiyle, hiçbir telaşa kapılmadan, insanları kandırabileceğine olan inancını da pekiştirerek, yüzündeki makyajlı maskesi ile kıyafetlerin, gerçek bedenleri sarıp sarmaladığı o geçici dünyada bir başkası oluvermek onlar için o kadar kolay ki! Oysa ki ben -okuduğu romanın kahramanı- bu ikiyüzlülüklerden, sahte maskelerin ardına gizlenmiş suratların yalan suretlerinden, kelimelerin sihirli dünyasından yaratılmış olan o sahte kahramanların yalan aşklarına inanmaktan çok uzaklarda, kendi gerçek kişiliğimle oynanan bu oyunun, sahne ışıklarının ardından görmek istediğim dünyamın, o an için bana çok uzak olan aşkımın gerçek yüzünü görebilmeyi o kadar çok isterdim ki…!”

“… Tuzaklar kurulmuştu hayatlara, aşk tuzakları acımasızca bizi hedef olarak bulmuştu ya artık, ama o mutsuzluklarla örülü günlerin sancılarında kıvranan bedenler için, deva diye sarılıp başkalarının dönüşünü, sonsuza kadar artık dönmeyeceğini bildiğimiz insanları beklemekle geçmeyeceğinin de farkındaydık. O geri dönüşü olmadığını bildiğimiz çıkmaz sokakların sonlarında, o önümüze örülü duvarların diplerinde geçip giden zamanlarda bile şaşırıp kaldığımızda, hep o ümidin ışıltılarını duyup hissedebilmek için gösterdiğimiz çabalarımız olmayacaktı bir daha ve o arzuladığımız mutlu sona ulaşmak için yorgun düşen bedenlerimiz, mahzun bir şekilde artık bizleri o mutlu son hayaline kavuşmaktan kurtarmış olacaktı şimdi. Ve bizler ki bir başka sevdalara yüreklerimizi kapatırken, onun dönmesi için beklediğimiz aylara ekleyeceğimiz nice soğuk gecelere sabırla katlanırken, o sizi; sizin onu düşündüğünüz gibi düşünüyor mu?, diye sorgularla kendi kendimizi bunaltırken bulacağız. Oysa ki şu an karanlık dünyamızın yalnızlığında, hüznün ayı “Eylül” ü yaşarken bizler, onun çok uzaklarda bir yerlerde olduğunu bilerek yaşanılacak her anda, onunla paylaşılan bir şeylerin izlerini taşıyan mekanların, geçmiş zamanların izlerinde ve hatta kendi ruhumuzda, -onun sizi sonsuza kadar bıraktığı bu yalnızlıkta- onun bizlerde bıraktığı izlerden arınamayan bedenlerimizde, artık eminiz ki onu ne kadar çok sevdiğinize inanarak, onun siz olmadan da huzur içinde ve mutlu olabildiğine kendinizi inandırıp, kendinizi avutuyor olacaksınız.

Oysa ki bu yaşanılası dünyayı daha da yaşanılabilir kılmak için bu dünyayı sevdiğini anladığında; kendisinin de insanlara aşık olmak için doğanın kendi ruhu ve bedeninde aşkı tekrar yaşamak için kendisine verdiği bu canlanışına -hüznün ayı Eylül’ü çoktan geride bıraktığı aylardan sonra- gerçekten katılarak yeniden aşık olmak istedi. “Baharda yeniden aşık olmak”; her bir bitişin, yeni bir başlangıç olduğunu anlaması için hayatında, bu bitişlerle birlikte kendi hayatına yeni bir başlangıç kapısı araladığını anlayabilecek “bilgeliğe” ulaştırır mıydı acaba kendisini?”

 

Bir Yorum Yazın

Sedat Kartal

Sedat Kartal

Avukat / Bisikletçi / SK Blog Sahibi - İstanbul’da doğdu. Bisiklet sporu merakı yanında basılı ve dijital medya alanında dergi editörlüğü ve görsel yönetmenlik yaptı. Webmaster site tasarımcılığı ile kendi kişisel blog ve avukatlık sitelerinin tasarımlarını hazırladı ve yayınladı.

Benzer Yazılar