Ayrılık

Beni sevdiğini söylemiştin yıllar önce hatırlar mısın? O zaman ne kadar mutluyduk biliyordun. Hani o kumsalların altın sarısı kumlarında ikimiz çıplak ayaklarımızla birbirimize doğru çılgınca koşar, sarılırdık. Hani o zaman seni belinden tutar, sımsıkı sarardım. Nasıl da hoşumuza gider bu değil mi? İşte o an sevgimizin güzelliğini duyardık içimizde, seninle herşeyden herkesten uzak. Oysa şimdi herşey bizden uzak, herşey anlamsız kaldı hayatımızda. Şimdi bizden dayanılmaz acılara katlanma basiretini göstermemizi istiyorlar. Ne hakları var bunu bizlerden istemeye?

O gece çok yağmur yağıyordu. Yorgun argın geldiğim o evimin kapısını açarken birşeyler duydum yüreğimde, hüzün gibi karmakarışık bir duyguydu bu. O an öyle korktum ki bilsen bir tanem. Anahtarı çevirmek bile zor geliyordu, ağırlaştı elim, iyiye alamet değildi bu. Korktuğum ve hep bu korkuyla yaşadığım, düşünmek istemeyipte başıma gelecekleri hissetmenin korkusuyla yaşadığım bu anlar, dönüp dolaşıp gördüğüm o karabasanlar -yoksa- gerçeğin akıl almaz dünyasına gelipte, kapımıza mı dayanmıştı? Hayır dedim, olmaz böyle birşey, ama sonra böyle olmaz mıydı hep dedim, öykülerde, filmlerde, yazılanlar yaşanılanların gerçeğe yansıması olmaz mıydı ki çoğu kez zaten? Herşey böyle mi  bitecekti, istemediğimiz herşey bu kadar kolay mı olacaktı? Kimbilir belki de.

Açtım kapıyı. Evin içi karanlık, alabildiğine ağır bir hava sezinler gibiydim. Korktuğum acaba başıma mı gelmişti? Bir adım attım, öyle zor geldi ki sanki taştan ağırdı ayaklarım, neler olduğunu anlayamıyordum. Yorulmuş gibi kan ter içinde kaldım. Buz gibi ter damlacıkları akıyordu sırtımdan. Nefesim tükenmişti. Bir iki adım daha attım güçlükle, gözlerim karanlıkta hiç bir şeyi seçemiyordu. Aradım onu, çıplak ayaklı, dağınık saçlı sevgilimi, korkarım yoktu, hiç böyle yalnız bulmamıştım evimi. Şimdi ne olmuştu da evim karanlıklar içine gömülmüştü. Bu evin içinde beni almadan yalnız başıma bırakmış olan sevgilim nerelere, kimlere gitmişti acaba? Yoksa dönüpte gelecek miydi hemen, şimdi. Arkamdan kapıyı açıp, “geldim hayatım” deyip, başını göğsüme bastırıp “korkma, ben buradayım” mı diyecekti? Bekledim öylece dakikalarca, dualar ettim o an yüzlerce, açılsın kapım, girsin içeriye hayatımın aydınlığı, güzel gözlü sevdiğim diye. Hayır, gelmiyor, yok artık terk etmiş olmalı beni. Neydi ki beni terk edip gidecek kadar onu kırdığım, neydi ki beni yalnızlığa hapsedecek kadar onu vicdansız kıldığım?

Lambaları yaktım, hem de hepsini, sanki eskisi kadar parlak yanmıyorlardı. O eski parlaklıklarındaki gibi gözlerim kamaşmıyordu. Onun gözlerini aradım, pırıltılı deniz mavisi gözlerini, eskisi gibi bana bakıp içimi aydınlatmıyordu artık.  Yoktu ki yanımda, hayali gözlerimin önünde olsa bile ben onu istemekteydim. Onun bedenine dokunmalıydım, hayaline dokunamam ki, tutamam ki hayallerimde onun minik ellerini…

İlk sevdamdı o, ilk terk edişi beni bir daha geri dönmemecesine. Nasıl da bırakıp gitti beni bir veda bile etmeden? Hani o hayallerimize, hani o yeminlerimize ne olmuştu? Ya o kumsaldaki koşuşturmalarımıza, hani o çılgınca seviştiğimiz o yaz gecelerine ne olmuştu? Hani biz mutluyduk, sevgiliydik iki genç insan. Ayrılığı hak etmiş miydim ben? Ya o nasıl kendine acımadığı halde bana böylesine kıyabilmişti? Tek kelime etmeden, bu suskunlukla kaçıp gitmek niye? O kadar yaşanılandan sonra bir yabancı gibi terk edişi, tek kelime bile edemeyecek kadar uzak kılan şey neydi ki ikimizi? Hani ya  biz iki sevgiliydik? Bu nasıl bir aşktı ki böyle bu kadar çabuk bitiveriyordu? Yoksa hep öykülerdeki gibi yalan mıydı bu kadar yaşanılan herşey? Mutlu yaşanılacak sandığımız bu tatlı rüyanın, elimizde olmadan karabasanlara açılan aşkımızın sonu böyle vedasız bir ayrılık mıydı?; yoksa bize oynadıkları bir oyun muydu? perdelerini bile kendi elleriyle vakitsiz indirdikleri.

Etrafıma dikkatlice bakınca bir zarf gördüm, evlendiğimizde çekildiğimiz evlilik fotoğraflarımızın yanında. Üzerinde el yazısı ile Sevgiliye yazılıydı üzeri. Açtım delice zarfı, bir iki satır veda yerini tutacak bir not; üzerine damlamış bir kaç damla gözyaşı ve insanı çıldırtmak istermişçesine gibisinden hiçbir sebep yazmayan birkaç satır karalama ve altında  sevdiğim imzası…

“Veda etmeye yüreğim dayanmaz. Sonunda istemeyerekte olsa ayrıldım senden yüreğimden birşeyler koparcasına. Beni anla ve ölünceye kadar yaşadığımız sevgi dolu anılarımızla yaşa. Onları unutman gerektiğine seni inandırmalarına izin verme. Hoşçakal…”

 

Bir Yorum Yazın

Sedat Kartal

Sedat Kartal

Avukat / Bisikletçi / SK Blog Sahibi - İstanbul’da doğdu. Bisiklet sporu merakı yanında basılı ve dijital medya alanında dergi editörlüğü ve görsel yönetmenlik yaptı. Webmaster site tasarımcılığı ile kendi kişisel blog ve avukatlık sitelerinin tasarımlarını hazırladı ve yayınladı.

Benzer Yazılar